29 Mayıs 2017 Pazartesi

OKULA UYUM SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR


OKULA UYUM SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR


    Pek çok çocukta bu sorunu görebiliriz.Ama bu sorunu yaşayan ailelerin fazla olması sizi rahatlatmasın.Biraz kaygılansanız iyi edersiniz.Bir çocuğun okulu reddedme süreci, okula başladığı günlerle değil çok daha eskiye kadar gider.Öncelikle çocuk aile ortamı gibi nispeten kuralsız ve rahat bir ortamda büyür.Ev ortamından, kuralların ve düzenin olduğu, belli başlı rutinlerin olduğu bir ortama geçer. Bu durum çocuk için kolay adapte olunacak bir durum değildir.Buna istinaden çocuk okula gitmek istemez, okula gitse sınıfa girmek istemez, annesinden ayrılmak istemez, sınıfta annesi otursun ister...Buraya kadar yazdıklarım okulda yaşanan sorunlar. Peki henüz okula gitmeden yaşanan sorunlar neler?Çocuk akşam uyumadan önce okula gitmemek için pazarlık yapmaya başlar.Sabah yataktan kalkmak istemez. Yavaş hareket ederek hazırlanır ve okula hazırlayan kişiye sürekli zorluk çıkarır.Okula gitme  saati yaklaştıkça, çocukların karnı ve başı ağrır, midesi bulanır.Bu şikayetlere davranış sorunları da eklenir. Ağlama, kendini yere atma, bağırma, hırçınlık, saldırganlık, öfke nöbetleri... Sorun daha da büyüyebilir. Sık gördüğümüz bir durum olan ishal, kusma, uyurken ve uyanıkken alt ıslatma görülebilir.

ÇOCUĞUN BU SÜRECİ SAĞLIKLI YÖNETEMEMESİNİN SEBEBİ NEDİR ?

    Bu sorunların tek kaynağı çocuk değildir.Zaten bu sorunları yaşayan bir çocuğa bütün sorumluluğu yüklemek hiç adil değil. Kesinlikle tüm aile bu durumdan sorumludur.Öncelikle çocuk rahat ev ortamından, kurallı bir ortama geçmiştir.Bu durum çocuk için aşırı stress yapma ve kaygılanması için tek başına yeterlidir.Tamamen yabancı olduğu bir ortama girmiştir.Kimseyi tanımadığı gibi henüz orada neden bulunduğuna dair çok bir fikri yoktur.Çocuğa olmasından çok daha fazla ilgi gösteren anneler, bu duruma bilmeyerek olumsuz katkı yapmaktadır. Her yere düştüğünde kaldırılan bir çocuk, okulda düştüğünde de birisi tarafından kaldırılmak isteyecektir. Ama hiç kimse anne şefkati içinde çocuğa yaklaşmayacaktır. Annesinin olmadığı bir ortamda çocuk kendisini savunmasız, korumasız, yetersiz hissedecektir.Okul dönemine kadar temel özbakım becerilerinin de oturtulması gerekiyor. Tuvaletini yalnız yapabilmeli, tuvalet sonrası temizliğini yapabilmeli, ayakkabısı çözüldüğünde yada çıktığında kendisi halledebilmeli, yemeğini yiyebilmeli...Özbakım becerilerinin eksikliği de çocukta "ben yetersiz ve beceriksizim" düşüncesinin doğmasına sebep olacaktır. Psikomotor alanda (denge, koordinasyon, kuvvet) eksiği olan çocuklar, hareketli olan çocuklardan çekinirler. Oyun oynamak ister diğer çocuklar onu yetersiz görebilir.Arkadaşları tarafından yetersiz görülüp gülünç bir duruma düşmemek için kendini oyun ortamından soyutlar.Yapabileceği becerileri bile yapmak istemez. Psikolojik ve sosyallik açısından çocuk sandığımızdan çok daha fazla zorlanır.
    Çocuğun içinde bulunduğu bu sancılı sürece zihinsel ve psikolojik sorunlar da eklenmiş olabilir.Çocuğumuz zorlanarak öğreniyor olabilir. Aynı yolla değil FARKLI yolla öğreniyor olabilir.Özguveni olmayabilir.Sosyal fobisi olabilir.Hiperaktif yada dikkat dağınıklığı olabilir. Hatta depresyon da bile olabilir.Aile içi iletişim sorunları, şiddet, boşanma, kardeş kıskançlığı, çocuğun anlamladıramadığı ölüm, hastalık tarzı durumlar da yine çocuğun okul oryantasyonunu sekteye uğratmaya neden olabilir.

EBEVEYNLER NELER YAPMALI !!!

    Çocuğun okula uyum süresi genellikle iki haftadır. Uyum sorunu yaşadığını düşündüğünüz bir çocuğunuz var ise bir hafta daha beklenmelidir. Üç haftanın sonunda okul reddi devam ediyorsa kesinlikle bir uzmana danışılması gerekmektedir.Ebeveynler de sorunun nereden kaynaklandığını düşünmek gayreti içerisine girmelidir.Aile sorunu görmezden gelme, hafife alma, zamanla düzelir düşüncesine girme lüksüne sahip değildir.Hele baskı, zorlama, korkutma, aşağılama, "hepimiz gittik okula nevar ki bunda" gibi psikolojik ve fiziksel zorlama katiyen yapılmamalıdır. Ebeveynler çocuğun içinde yaşadığı durumla empati kurmalıdır.Çocuğun yaşadığı sorunlara SAYGI duymalı ve her daim çocuğa destek olunmalıdır.Çocuk ailesinden birini okulda görmekten hoşlanır. Bu sebeple okulda yapılan etkinliklerde, çocuğun en sevdiği kişiler gönüllü olarak hizmet alabilirler.Okul aile birliği, kermesler v.s. gibi.

EBEVEYNLERE TAVSİYELERİM !!!

1)Çocuğunuza yaşına uygun vazifeler verin.

2)Temel özbakım becerilerini öğretin.

3)Oryantasyon süresince çocuğa karşı biraz daha anlayışlı davranın.

4)Okula başlamadan okul için, hem fiziksel hem de psikolojik hazırlık yapılmalıdır.

5)Okula hazırlığın her aşamasında çocuk yer almalıdır. Okul bakarken çocuk yanınızda
    gelmelidir.Onun da fikri alınmalıdır.

6)Çocuk okul kıyafetleri alınırken yanınızda götütürülmelidir.Okuldan başlamadan zaman zaman           okul kıyafetleri giydirilip özendirilmelidir.

7)Öğretmeni çocuğu merkeze alan etkinlikler düzenlemeli.

8)Çocuğun öğretmeni çocuğa tanıtılması, öğretmen hakkında ćocuğa olumlu bilgi vermesi.

9)Çocuğunuzu okula bıraktıktan sonra fazla oyalanmadan okuldan uzaklaşmanız gerekmektedir.            Çocuğunuzu sizi gördüğü sürece derse konsantre olamayacaktır.

10)Çocuğun okuluyla ilgili bir sorunu var ise, bu sorun ailenin ortak sorunudur düşüncesi, çocuğa             gösterilmelidir.

11)Okulun dışında okul arkadaşlarının evine misafirliğe gidilmelidir. Veya buluşup parka gidilebilir.

12)Çocuğun takvim yaşının okula uygun olması, çocuğun duygusal açıdan okula hazır olduğu                   anlamına gelmez.

13)Çocuğun evde kardeşi varsa kıskançlık yapıp okula gitmek istemeyebilir.Kardeşinin okul çağında      olmadığı çocuğa anlayacağı bir dille anlatılmalıdır.

14)Çocuklar ebeveynlerin kaygılarını fazlasıyla hisseder.Sakin olunmalıdır.

15)Okula karşı güven duymayan aile çocuğuna da aynı duyguyu bilmeden aşılamış olur.

16)Radikal bir durum yok ise çocuğun okula devam etmesi sağlanmalıdır.

17)Kararlı olunmalıdır.

18)Tutarlı olunmalıdır.

19) Sabırlı olunmalıdır.

20)Her ne olursa olsun çocuğunuza onu sevdiğinizi belli edin.Karşılıksız göstermiş olduğunuz sevgi         herşeyden önemlidir.
                                                             Çocuk Gelişim ve Psikomotor Gelişim Uzmanı 

                                                                                             İsa Özbilir

14 Nisan 2017 Cuma

ÇOCUKLARDA UTANMA DUYGUSU

ÇOCUKLARDA UTANMA DUYGUSU

    Utanma duygusunun oluşumunda, bireyin yapısı, genetik faktörler, ebeveyn tutumları, yetersiz sosyal hayat, özgüven eksikliği, fiziksel eksiklik, psikomotor alanlarda yetersizlik    gibi pek çok neden sayabiliriz.Utanma duygusu yaşayan çocuğun, saymış olduğumuz alanların birden fazlasında da sorun olabilir.Özellikle okul öcnesi yaşlardaki çocuklarda  hakim olan utanma duygusu, çocuğu yanlış yaklaşımdan kaynaklı, yetişkinlikte bile devam eder.
   
    Çekingenlik yada utangaçlık çoğu çocukta vardır.Aslında normal olan bu duyguyu bazı aileler abartmaktadır.Bir de aileler, bu abartışın üzerine pedagojiden uzak bir yaklaşımla giderek, olası olan duyguyu bir sorun haline getirmektedir.Ailesiyle beraber misafirliğe  giden, 4 yaşında bir çocuk düşünün. Ev sahibi "oğlum sen nasılsın" diye sorar. Çocuk hemen annesinin arkasına saklanır. Anne ise " oğlum ne var utanacak, amca sana bir şey soruyor" yada "oğlum cevap versene amcaya" diye çıkışır. Bu cümleyi çoğu ebeveyn kurar. Ama  çocuk yine sessiz kalır. Bu yaklaşım çok işe yaramaz. Yine de ebeveynler soruya karşı refleks olarak bu klişe cümleleri sık sık kullanır.

    Utangaçlık genelde 3-6 yaş aralığındaki çocuklarda bariz olarak görülmektedir. Bu yaştaki çocuklar bu davranışı oldukça sık sergilerler. Bir çocuğun utangaçlık davranışını bırakması yada sorunun çözümü çok da zor değildir. Ailenin bu durumda yapması gereken ilk görev, çocuğu başkalarının yanında utandırmamaktır. Aile çocuğun yanında başkalarına "benim oğlum biraz utangaçtır" gibi cümleler kurmamalıdır. Tabiki de ebeveynlerin yapması gerekenleri, bu gibi söylemlerle sınırlayamayız.

    Utangaç davranışların altında bir çok sebep olabilir.Bu sebeplerin başında ise "tehlike" gelir.Çocukların tanımadığı, daha önce hiç görmediği kişilerle konuşmamalarının altında yatan sebep, tehlike hissidir.Çünkü bir bebek, çocuk yada yetişkin hiç farketmez; bilinmeyene karşı şüpheci bir bakış gösterir. Bu gayet normaldir. Bebeklerde utangaçlık 5-6 aylıkken başlar. Örnğin; Annenin kucağında duran bir bebek, yabancı biri tarafından sevilmek istediğinde, bebek yüzünü annesinin göğsüne saklar. Yada bir bebek yerde sakince oynarken, yabancı biri bebeği kucağına aldığında ağlar. Misafirlikte olan bir bebek kalabalıkta ağlar, herkes sırayla kucağına alır, yine de susmaz. Taki annesi kucağına alana kadar.Bu vermiş olduğum üç örnekte de kaygı ve korkudan kaynaklı bir tehlike söz konusudur. Bir bebeğin böyle bir durum karşısında göstermiş olduğu tepki ve takındığı davranış, sadece utangaçlık değildir. Bebek tehlike karşısında kendini korumaya almaktadır. Bebekler yabancı kişilerden önce saklanır daha sonra ise usulca yabancı kişiyi izlemeye başlar. Ancak bir müddet sonra yabancılarla iletişime geçmeye başlar.

    Utanma duygusunun en yoğun yaşandığı dönem 1. çocukluk dönemi dediğimiz, 3-6 yaş aralığındaki dönemdir.Bu dönemde çocuklar bireyselleşmeye başlarlar. Ve artık başkalarının söyledikleri çocuk için daha önemli hale gelmiştir. Çocuk, özellikle aile bireylerinin dışında bulunduğu ortamlarda yapmış olduğu davranışlardan çekinir,korkar yada utanır.Çünkü beğenilmemeyi ve eleştiriyi artık ayırt etmeye başlamıştır. İyi yapamadığı bir beceri karşısında gülünç bir duruma düşüp alay konusu olmak istemez. Bu nedenle o beceriyi tekrar edip tam anlamıyla öğrenmektense, o becerinin öğrenilmesini erteler. Başarısız olma hissi, çocuğun çekinmesine sebep olur ve çocuğu huzursuz eder. Yapılan bazı araştırmalar da korku,kaygı ve huzursuzluk durumunu yoğun yaşayan çocuklarda nörolojik ve fizyolojik değişimlerde olduğunu göstermiştir. Organizmadaki sinyal akışları daha basit hareket eder. Bu durumu yaşayan kişiler, hayatları boyunca korkulu,kaygılı, şüpheci ve tehlike eşiği daha yüksek insanlar olarak yaşamlarını devam ettirirler.

    Çocu ebeveyn çocuğu yada çocuklarıyla alakalı yüksek kaygı hisseder. Çocuklarda utanmaya eğilim bu durumda başlar. Anne ve babalar çocuğun fikirlerine, davranışlarına, isteklerine, kişiliklerine, özgürlüklerine kayıtsız kalmamalıdırlar. Çocuğun kendisini ifade edemediği, eleştiri yapamadığı, itiraz ve reddetme hakkının olmadığı, kızılarak susturulduğu bir ev ortamında, çocuğun hem özgüveni hemde başkalarına olan güven duygusu gelişmeyecektir.Bu duruma istinaden çocukta utangaçlık duygusu gelişecektir. Benzer bir durum çocuğuna aşırı düşkün, çocuğu için çok kaygılanan, çocuğunu çok koruyan ailelerdede görülmektedir. Çocuğun yetişkinliğe hazırlık yaptığı dönemde, bağımsız ve özgür hareket etmesini engellenmemelidir. Çocuğun yapabildiği becerilere fazla korumacı yaklaşıp yardım edilmemelidir. Çocuğun yaşadığı problemleri, çocuk kendisi çömeye çalışmalıdır. Utangaçlığa sebep olan bir başka aile tipi de sosyal olmayan aile tipidir.  Bu profildeki bir aile misafirliğe pek gitmez. Toplu olarak dışarıda yemek yemeye yada eğlenmeye gitmez. Elzem olmadığı sürece insanlarla konuşmaz. Yeni insanlarla tanışma gereksinimi hissetmez. Yani yaşamının içinde sosyalliye yer bulunmaz. Böyle bir aile ortamında yetişen çocuklarda da utanma, çekinme gibi duygu ve davranışların sıklıkla görülmesi muhtemeldir.

Bir çocuğun utangaçlık olduğunu çok net görürüz. Utangaç diye nitelendirdiğimiz çocuklar; *Tanımadıkları birini görünce başlarını çevirirler,                                                                                 *Tanıdığı insanların arkalarına saklanırlar,                                                                                               *Elleriyle oynarlar yada parmaklarını emerler,                                                                                         *Göz kontağı uzun süre kuramazlar,                                                                                                         *Toplu aktivitelerde yanlız başına otururlar,                                                                                             *İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanırlar,                                                                                                 *Yabancı insanların yanında becerilerini gösteremez,
   
Ebeveynler olarak neler yapabiliriz;                                                                                                     *Farklı ortamlara girildiğinde adaptasyon süresi tanıyınız,                                                                       *Hoşlanmadığı biryere gitmek için zorlamayınız,                                                                                     *Yabancılarla konuşması için zorlamayınız,                                                                                             *Çocuk bilmediği biryere götürülmeden o yer hakkında çocuğa bilgi verin ve olumlu konuşun,   *Ailecek sosyal olmaya çalışın,                                                                                                                 *Olumsuz bir davranış yaptığında yüzüne vurmayın, olumluyu anlatın,                                                 *Utandığında üzerine gidip zorlamayın,                                                                                                   *Kalabalıkta eleştirmeyin,                                                                                                                         *Yetersiz kaldığı alanları geliştirirken yetenekleri üzerinde de durun,                                                     *Hiç bir zaman başka çocuklarla kıyaslamayın yada yarış içine sokmayın,                                             *Farklı ortamlarda çok iyi yaptığı becerilerin üzerinde durun,                                                                 * Mükemmeliyetçilikten, baskıcılıktan ve aşırı koruyuculukta vazgeçin,                                                 *Çocuğa sorulan soruya siz cevap vermeyin, çocuğa zaman tanıyın,                                                       *Yapabileceği işleri siz yapmayın ve hayatını gereksiz yere kolaylaştırmayın,                                       *Kendiniz gibi olması yönünde zorlamayınız,                                                                                           *Sizin değil kendi yolundan sürüyüp bir ayak izi olmasına fırsat tanıyınız,                                             *Empati kurunuz,                                                                                                                                       *En önemlisi de şimdinin çocuğu geleceğin yetişkini olarak çocuğa SAYGI duyunuz.

                                                             Çocuk Gelişim ve Psikomotor Gelişim Uzmanı
                                                                                       İsa ÖZBİLİR

5 Nisan 2017 Çarşamba

Özel Gereksinimli Çocuklarda Fiziksel Aktivite ve Hareketlilik


Özel Gereksinimli Çocuklarda Fiziksel Aktivite ve Hareketlilik

    Spor ,fiziksel aktivite veya hareketlilik her insan için fevkalade önemlidir. İnsanoğlu birçok canlı gibi harekette dayalı bir varlıktır.  Teknolojinin gelişimi ve küreselleşme şüphesiz işimizi pratik anlamda kolaylaştırdı. Bu durum durağanlığı da  beraberinde getirdi. Alışverişlerini yürüyerek market veya pazar yerine E-market yada telefon siparişi şeklinde yapan çok ciddi bir kesim var. Faturalarımızı yürüyerek gidip vezneye yatırmak yerine bankalar aracılığıyla O.Ö.T ile yapıyoruz. Super Marıo gibi sanal oyunlar furyası bize sihirli bir dünyanın kapılarını açarken oyun oynama tarzımızada değişiklikler getirdi. Yakar top ,sek sek, ip atlama v.s. gibi oyunlar hızlı kentleşmeninde etkisiyle neredeyse belleğimizden silindi. Çoğu spor branşını bile artık pc. veya tv karşısında oturarak yapabiliyoruz. Motorik olarak eksik gelişen çocuklar; fiziksel olarak da olumsuz yetişmekte. Sporun ve sokak oyunlarının yoksunluğu çocukta sosyal iletişim eksikliğini hızla arttırmaktadır. Antrenörler ve spor eğitimciler olarak bu durumdan son derece rahatsızıs.


    Özel gereksinimli çocukların eğitimlerinde en önemli eksiklerden bir tanesi şüphesiz spor. Zihinsel engelli bir birey spora herkezden daha fazla gereksinim duyar. Zihinsel engele sahip olan bir birey yaşı, cinsiyeti, tanısı v.s. her ne olursa olsun gelişim süresince muhakkak spor yapmalıdır. Davranış problemleri, konuda uzman kişilerin azlığı, tesis yetersizliği ve diğer dış etkenler yüzünden bir çok zihinsel engelli çocuk spor yapamıyor. Bu durum fiziksel olarak  obezite , postür bozuklukları , organ yağlanması , eklem hareket açısının daralması gibi birçok problemi de beraberinde getiriyor. Bedensel olumsuzluklar zihinsel engelli çocuklarda hormonel dengesizlikle beraber davranış problemleri, otokontrol , aşırı tepki veya tepkisizlik ve davranış tutarsızlıklarına sebep oluyor. Bu duruma öz güven eksikliği, yapamama olasılığından dolayı yapmama , endişe , kaygı ,  mutsuzluk , pesimistlik  gibi psikolojik açıdan son derece elzem sorunları beraberinde getiriyor. Çocuğun akademik yaşamıda bu durumdan negatif etkileniyor.

    Özellikle özel gereksinimli çocuklarda sporun etkisi sadece fiziksel değildir. Hatta şunu çok net söyleyebilirim. Sosyal becerilerdeki eksiklik (iletişim kuramama ve kendini ifade edememe...) , özbakım becerilerilerindeki eksiklik (giyinme , tuvalet , çatal-kaşık kullanımı...), akademik gelişimde eksiklik ( dil gelişimi, branş dersleri...) , duyu bütünleme çalışmaları gibi alanlarda eksik olan çocuklar bir an önce spora başlaması lazım gelir. Bu saydığım eksikliklerin tamamında yada büyük bir kısmında , en kötü olasılıkla bazılarında  spora başladıktan en erken iki hafta (haftada 3-4 gün) , en geç  sekiz haftada içinde fevkalade değişimler görürüz. Sporun özel gereksinimli çocuklar üzerindeki etkisi yadsınamaz. Beden sağlığı, psikolojik ve mental sağlığı da beraberinde getirir. İnsan temelde sosyal ve harekete bağlı bir canlıdır; bu temel atımına ilk kazmayı spor vurmalıdır.

    Fiziksel aktivite ve sporun özel gereksinimli çocuklar üzerindeki etkisinden ve neden yapılması konusundan yukarıda bahsettik. Peki. Nerede spor yapmalı, ne sporu yapmalı, nekadar spor yapmalı, ne sıklıkla spor yapmalı, hangi amaç ve hedef doğrultusunda spor yapmalı gibi sorulara önümüzdeki sayıda cevap vermeye çalışacağım. Çok yalın bir dille şunu da söyleyebilirim: ''Benim çocuğum çok zayıf ve halsiz , benim cocuğum yerinden kalkmıyor, benim çocuğum bırak spor yapmayı suyunu bile içmeye üşeniyor , benim çocuğum tembel , benim çocuğum yapamaz , benim çocuğum yapmaz... '' diye düşünmeyin. Çocuğunuza da bunu düşündürmeyin. Yelkeni rüzgara göre ayarlayıp; Büyük İskenderin dediği gibi : Ya bir yol bulacaksın ya da yeni bir yol yapacaksın.  
                                                                                                         
                                                                   Çocuk Gelişimi ve Psikomotor Gelişim Uzmanı                                
                                                                                                      İsa Özbilir
Kaynak: www.tekerleklisandalyebasketbol.com
              www.sonmansethaber.com
              Temmuz 2014